hayat 101

Bazı ufak tefek gibi duran ama terbiyesi yıllar süren konularda ilerleme kaydedebildim gibi hissediyorum. Doktor Hanım söylediğinde çok hoşuma gitmişti; “Hayat dediğiniz hikaye kendinden insan yaratma macerasıdır ya…” diye. Cidden hocanın yakaladığı gibi; hayat dediğin kendini yavaş yavaş keşfettiğin uzun bir yol, her keşfettiğin arızanı düzeltmekle uğraşırken geçen zaman, her düzelttiğini sandığının ardından yeni bir arızayı tespit ettiğin senaryolar silsilesi.

Neyse, ağdalı hayat aforizmalarını ve bilmiş tespitleri kenara bırakıp neyi başarmış gibi hissediyorum onu anlatayım. Çaresizce istemek adetinden kurtulmayı başardım. Kendimi bildim bileli hırslıyımdır, kendimle yarışırım, hedeflerin ve planların ardı kesilmez, bir bitenin ardına yenisini eklerim.  İstediklerinin peşinden gitmek, sil baştan başlamak, merakını yenemeyip denemeden duramamak, içine girdiği işe kendini kaptırmak canım çıkmadan çıkmayacak huylarımdır, öyle de kalacak. Onlarla didişmeyi çok önceleri bıraktım ve hatta beni ben yaptıkları için uzun zamandır sulh içindeyiz kendileriyle. Ama bütün bu huyların beni götürdüğü yerde isteklerimin “an”ın önüne geçmesini engelleyemezdim. Olmasını istemekle, istediğini oldurmak arasındaki o ipince olan ama tüm dünyanı tepeden tırnağa değiştiren çizginin ne işe yaradığını çözememiştim. Bu yüzden çaresizce ve çok isteyerek olmayacak işleri de oldurmak gibi büyük bir hataya düştüm pek çok kez. Su yolunu bulur, hayırlısıysa olsun hayırlısı değilse bir sebep halk olsun gibisinden laflar saçı ağarmış emeklilerden duyduğum, ağzıma pelesenk ettiğim ama gerçekte ne demek olduklarını hiç anlamadığım sahne replikleriydi. 23 Nisan törenleri için şiirleri papağan gibi ezberleyip koca koca laflarla bağır çağır okul bahçelerini inleten ilkokul çocuklarının hallerine benzetirim içselleştiremediğin lafları evir çevir söylemeyi. Ben de “ortamlarda” bağır çağır kaderci takılır ama sahne arkasında o işi oldurmak için taklacı güvercin numaralarımın hepsini kendimi yormak pahasına da olsa sıralardım arka arkaya. Sonra hayat aktı, zaman geçti, ben ben olmaya devam ettim ama bir şeyler değişti. Son çıktığım yolda yine kendimi zorlu hedeflerle dolu karlı tepelere gözümü dikmiş buldum ve yine kendimce canavarlarla göğüs göğüse çarpışıp onları bir şekilde yola getirdim, arada yine olmayacak işleri de oldurdum. İyisiyle kötüsüyle küçük zaferlerimi, yeni dostlarımı ve güzel tecrübelerimi doldurdum yine sandığıma.

Ve bir an geldi, zaman durdu.

Yıllardır sürüp giden tahliller, okumalar, analizler mi sonuç verdi bilinmez ama acının, sıkıntının, neşenin, mutluluğun ve hatta tüm duygu ve düşüncelerin geçiciliği, ya da uçuculuğu mu desem, bir anda beynime, benliğime çakıldı kaldı. Çok sıkıntılı veya gergin veya stresli olduğun, huzursuzluktan yere göğe sığamadığın anların üzerinden vakit geçince nasıl da güneşte kalmış kumaşın renk atması gibi uçuşup kaybolduğunu ve adeta geçen yıl izlediğin bir filmi hatırlayabildiğin kadar belleğinde yer tutar hale gelmesini hayretle fark ettim. Benzer şekilde, yapmak veya sahip olmak için ölüp bittiğin şeylerin eline geçtiği veya gerçekleştiği anda yaşattığı hazzın, tatminin, keyfin üzerinden az biraz vakit geçmesiyle nasıl da sıradanlaştığı ve karnının acıkması kadar basit bir olaymışçasına normalleştiği gerçeği tokat gibi yüzüme çarptı.

Bu geçiciliği, ta içten bir yerlerden böylesine idrak etmek tüm duygulara ve düşüncelere karşı bir güvensizlik getirdi akabinde. Ne hissediyorsan geçiyor, ne düşünüyorsan değişiyordu. O zaman neydi sabit ve yaşamaya değer olan? Bunlar epey bir kafamı meşgul etti arka planda. Günlük hayatın içinde koşturup durmak arka fonda bu tip sorgulamalara her zaman yer bırakıyor ya hep şaşarım. Meşguliyet, hortlak düşüncelere karşı etkisiz eleman.

Bu geçicilik hissi önce garip bir isteksizlik hali yaratıyor. Sanırım bu kısım biraz depresif geçen bölüm. Sonra içindeyken çok keyif aldığın anlarda daha fazla varolabilmeyi getiriyor beraberinde. Yani şu an yaşadıklarım zaten geçip gidecek bari şu an doyasına keyfine varayım gibi bir hale bürünüyorsun. Hal böyle olunca da geleceğe dair isteklerin, planların çaresizliğin pençesinden kurtulup “olsa ne iyi olur ama olmasa da şimdi keyfimiz yerinde” düşüncesi üzerine serpilmeye başlıyor yavaş yavaş. Hemen ardından da, o olmasını istediğin şey her neyse ne seni ne hayatını kökünden değiştirmeyeceğine dair bir kanaat geliştiriyorsun. İstemeye devam ediyorsun, onda bir değişiklik olmuyor, ama bir değişik hal alıyor artık istemeler. Her durumda güzeliz, iyiyiz ama bu da oluversin canım işte gibi bir hal. Yanlış anlaşılmasın, hayatta inandıkları şeyler için bedel ödemeyi öğrenememiş, rahatına düşkünlüğü miskinlikle karıştıranların halinden bahsetmiyorum. Bu daha çok ben yapacağımı yaptım, gerisi benden çıktı diyebilecek kadar kendinden emin olabilmek ve gerçekten o “gerisini” bırakabilmek hali.

Bir de enteresandır, bu halleri takiben ailen daha bir kıymetleniyor. Ne arıyorsan burnunun dibindeymiş de ama sen bir görememişsin gibi, burnunun dibindeki insanlar gözünde daha bir yüceleşiyor. Tabi bu yaşlılığı da delalet olabilir (saçlarımda artan beyazlar gibi) ama şimdi bu konuya girmeyelim.

Sonuç olarak, uğraştım didindim, bir konuyu çözdüm sanırım (hemen de gevşememek lazım tabi). Olsa ne güzel olur ama olmasa da güzeliz haline tutundum, gerisini yuvarladım gitti. Ve sanırım başarılı olmuşum ki,son dönemde ne istiyorsam bir bir olmaya başladı. Yeni medeni durum, yeni ülke, yeni işler, yeni keyifler bir bir kapımda sıraya girdi, keyfimi artırdı. Ama keyfim yoktu sanmayın, keyfimiz aslında hep yerindeydi…

hopper

 

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s