İşkencenin Cate Blanchett hali…

Sanatsal aktiviteleri seçerken ünlü isimlere kanma gibi yenemediğim kötü bir huyum var. Aslında özünde önyargılı bir insan olduğumu da açığa çıkartan bir özellik. İsimlere bakıp beklentiye girebiliyorum, ya da direk tüm aktiviteyi eleyebiliyorum. Şubat ayının büyük hüsranı da bu sebeple yaptığı her işe ölüp bayıldığım Cate Blanchett’tan geldi.

Geçtiğimiz Kasım ayında National Theatre’ın sayfasında bir oyun beğenmek için gezinirken, Cate Blanchett’ın Şubat ayında şehrimizi ziyaret edeceği ve yeni oyununu ay boyunca sergileyeceğini öğrendim. Oyunun adını bile doğru düzgün okumadan (o kadar uzun ki tek satıra sığmıyor) hemen bilet alma yollarını araştırmaya başladım. Önce bir kura sistemine kayıt yaptırdık. Bir sürü bilgi girişi, teyit mailleri, şifrelerle geçilen sayfadan sonra kuraya katılımım kabul edildi. Ondan sonra bir bekleme süreci başladı. Ne kadar sürdü tam hatırlamıyorum ama rahat bir-iki hafta geçmiştir aradan. Noel’den önce olduğunu hatırlıyorum sadece. Ben ne yazık ki ret maili aldım. Kurada seçilmemişim, inşallah bir sonraki sefereymiş. Burulmadım desem yalan olur ama en azından denedim diye çok takılmadım. Bu zaman zarfında oyuna dair bir şeyler okumaya başladım, ilgi çekici bir konu, klasik bir kitaba göndermeler, Cate Blanchett’a eşlik eden ünlü bir İngiliz aktör… Önyüz hiç fena değildi.

Capture.JPG

Aradan 1 aydan fazla zaman geçti. Tatiller, izinler derken aklımdan tamamen çıkmış. Sonra bir gün öğlene doğru bir mail attı National Theatre. Oyunda iki gösterim daha açılmış, bu yeni gösterimlerin biletleri birazdan satışa sunulacakmış. Önce çok ihtimal vermedim. Bir link gönderdiler, linke tıkladım, ekranda bir uyarı çıktı, önünüzde bekleyen 500 kişi var ama sayfayı kapatmayın, sıranız gelecek. O noktada benim için eğlenceye dönüştü olay. Sayfa arkada açık, arada bir kontrol ediyorum. Yaklaşık 2 saatlik zaman zarfında ekranda rakamlar yavaş yavaş düştü ve sonunda bilet alım sayfası kabak gibi açılıverdi önümde. O anda bir panik oldum. Benim bütçem içinde kalan oldukça da iyi yerler boşta bekliyor. Hemen bir telefon trafiği, o akşama bir program olup olmadığını teyit ve next,next,next veee tebrikleeerr… Biletleriniz hazır, lütfen etkinlik gününde bankodan biletlerinizi isteyin.

Tabi uçuyorum sevinçten, geçtim Woody Allen’lı Blue Jasmine’leri falan en berbat 5. sınıf Amerikan filmlerinde bile performansıyla hep büyüleyen Cate Blanchett’ı canlı canlı tiyatroda izleme şansı geçmiş elime. thumb_59353_media_image_simple_384x485.jpgOyun günü geldi, ben heyecanla o güne özel süslendim püslendim bile, sanki oynadığı yerden beni görecek Cate Blanchett, koşa koşa gittik oyuna. Koltuklarımız harika bir yerde, önümüzde hiç bir engel yok, koca sahne önümüzde uzanıyor ve herşey tek eklimeyle mükemmel.

Sonra oyun başladı. Buradan sonrası yokuş aşağı gidiyor hikayede. Sanırım hayatımın en saçma, en sıkıcı, en anlamsız tiyatro oyununu izledim. Oyun 2 saat sürüyordu ve ara verilmiyordu. Ben yirminci dakikada saatime bakmaya başlamıştım. Bir tiyatro üstadı değilim, ama sıradan bir izleyici olarak da en azından bir şeyleri yakalayabilmeyi umuyor insan. Bağlamından kopuk, deli saçması denilecek replikler arka arkaya sıralanmış boğucu bir oyun. Oyun baştan sona anlamsız ve sebebinin ne olduğu meçhul garipliklerle dolu. Bırakın karakterlerin hikayelerini anlamayı, karakterlerin isimleri ve hatta ilişkilerinin ne olduğu bile tam verilmiyor. Mesela en belirgin garipliklerden biri oyun boyunca 4 oyuncunun daha Cate Blanchett ve Stephen Dillane ile sahnede olmasıydı, ama bu insanlar sürekli geride durup ikisini izliyorlardı, ilk bir saat hiç bir replikleri yoktu, öylece ayakta dikiliyorlardı sahnede, biri bir ara sigara yakıp içti sahnenin köşesinde. Diğer taraftan da provokasyon adı altında gereksiz sevişme sahneleri, Cate Blanchett’ın sürekli soyunup giyinmesi, tüm oyuncularla en az bir öpüşme sahnesinin olması ve hatta son kısımda araya sıkıştırılan mastürbasyon sahnesi saçmalıkları doruklara taşıyan anlar oldu.

Oyun boyunca farklı zamanlarda yaklaşık 6-7 izleyici salonu terk etti. Oyun bittiğinde bazı insanlar kasten alkışlamadı. Eğer çıkabilecek bir yerlerde olsaydım kesin çıkardım ama sonuna kadar oturup, sonunda da korkunç bir migrenle çıktım salondan.

Sanatın değerini tartışmak benim üstüme vazife değil, öyle bir donanımım da yok ama sanat eserinin bir bütünlük içinde size bir duyguyu yoğun yaşatması gerekir diye düşünüyorum. Bu oyunun bana yaşattığı ne yazık ki boşa harcanmış 2 saatin sonunda başlayan yoğun migren oldu. Cate Blanchett aşkım bile karşılık gelemedi boşa harcadığımız zamana. Ön yargılarla ilgili pahalı bir tecrübe edinmiş oldum, ne diyelim, ön yargılarına yenik düşen herkes kadar haketmiştim.

 

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s